Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet Olaylarına Rakamların Diliyle B

Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet Olaylarına Rakamların Diliyle Bakış;

 

Şiddet, taciz, tecavüz, öldürülme; aslında bu sorunlar sadece Türkiye’de mevcut sorun ve olaylar olmayıp, tüm dünya ülkelerinde yaşanan gerçeklerdir. Dünya genelinde kadın genelde her zaman ikinci sınıf kategoride görülmektedir.

 

Türkiye’de kadına yönelik şiddet olayları son yıllarda artış göstermiştir. Her ne kadar ülkeyi yönetenler artış olmadığını, aksine düşüş yaşandığını söylese de istatistiklere baktığımızda, rakamlar durumun pekte onların dediği gibi olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.

 

2002 yılı kayıtlarına 66 olarak geçen kadın cinayet sayısı, 2007 yılında 1011’dir.Kadın cinayetlerinde en büyük ortak özellik öldürenlerin erkekler olmasıdır.

 

İçişleri Bakanlığı Emniyet ve Jandarma teşkilâtlarının istatistikî verilerine göre; 2001–2004 yılları arasında; 21.268 kadın aile efradına kötü muamele, 10.148 kadın kaçırma, 3.800 kadın müstehcen hareket, 3.366 kadın ırza geçme, 1803 kadın evlenme vaadiyle aldatılarak kızlık bozma, 1.371 kadın fuhuşa teşvik suçlarının mağduru olarak kayıtlara geçmiştir.

 

Türkiye'de yaşayan kadınların dörtte biri fiziksel şiddete uğramaktadır. Şiddete uğrayan kadınların dörtte üçü eşi tarafından şiddete maruz kalmaktadır. Cinayet sonucu ölen kadınların çoğu eşi tarafından öldürülmektedir.

 

Tecavüze uğrayanların % 50’si 18 yaş altında ve bunlardan % 10’u erkek çocuk gerisi ise kız çocuktur. Her 4 kız çocuktan biri cinsel şiddete uğruyor. Daha çok 7–9 yaş arası çocuklar cinsel şiddete uğruyor. 5–10 yaş arası çocukların % 55'i ensest mağdurudur. 10–16 yaş arası çocukların % 40’ı ensest mağdurudur. Cinsel saldırganların % 75'i tanıdık biridir. Ensest olaylarında faillerin % 50'si öz baba, sırasıyla da amcalar enişteler, ağabeyler, dedeler ve dayılardır. Acil yardım hattını arayan kadınlardan % 57'si fiziksel şiddete, % 46,9'u cinsel şiddete, % 14,6'sı enseste ve % 8,6'sı tecavüze maruz kalmıştır.

 

(Ensest terimi toplumumuzda “evlenmeleri, ahlakça ve hukukça, dince yasaklanmış (nikâh düşmeyen)     yakın akraba olan kadın ile erkeğin cinsel ilişkide bulunmaları” anlamında kullanılmaktadır. Ensest geleneksel olarak biyolojik olarak akrabalığı olan aile bireyleri arasındaki ilişki olarak değerlendirilmektedir. Derya KURTAY Sosyal Hizmet Uzmanı)    

 

***

1995'te başkent Ankara'daki gecekondularda yaşayan kadınlar arasında yapılan bir araştırma kadınların % 97'sinin kocalarının saldırısına uğradığını ortaya koymuştur.

 

1996'da orta ve yüksek gelir gruplarında yer alan ailelerle yapılan bir araştırmada, soruların başlangıcında kadınların % 23'ü kocalarının kendilerine karşı şiddet kullandığını söylemiş, fakat belirli şiddet tipleriyle ilgili sorular sorulduğunda bu oran % 71'e yükselmiştir.

 

Başka bir araştırmadaysa, kadınların % 58'inin yalnızca kocalarından, nişanlılarından, erkek arkadaşlarından ve erkek kardeşlerinden değil, kadın akrabalar da dâhil olmak üzere kocalarının ailesinden de aile içi şiddete maruz kaldığını ortaya koymaktadır.

 

Bir grup orta ve üst sınıf kadının % 63,5'unun cinsel tacizin bir türüne maruz kaldığı bulgusuna ulaşılmıştır.

 

Türkiye'nin kuzeybatısında yer alan Bursa şehrindeki halk sağlığı merkezlerinde yapılan bir araştırmaysa, kadınların % 59'unun şiddet kurbanı olduğunu ortaya koymuştur.

 

Mor Çatı'nın 1990 ile 1996 yılları arasında 1.259 kadın arasında yürüttüğü bir araştırmadaysa, kadınların % 88,2'sinin bir şiddet ortamında yaşadığını ve % 68'inin kocaları tarafından dövüldüğünü göstermiştir.

 

Ankara'da yapılan başka bir kadın araştırmasına göre, kadınların % 64'ü kocalarından, % 12'si ayrıldıkları kocalarından, % 8'i birlikte yaşadığı erkeklerden ve % 2'si de kocalarının ailesinden şiddet görmektedir. % 60'ı ise kocalarının kendilerine tecavüz ettiğini söylemiştir.

 

***

Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı’ndan ulusal basına verilen bilgiye göre 2010 yılının ilk 7 ayında Türkiye’de kadına karşı işlenen suçlarda büyük artış yaşandığı anlaşılmaktadır.

 

2010 yılının ilk 7 ayında 226 kadın cinayete kurban gitmiştir.

 

Aynı dönem içinde cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar kapsamında 478 kadın tecavüze uğramış, 722 kadın taciz edilmiş, aile içi şiddet kapsamında 6423 kadın şiddete maruz kalarak hastanelik olmuştur.

 

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)     verilerine göre tecavüz ve taciz gibi cinsel saldırı suçlarında son beş yılda yüzde 30 artış meydana gelmiştir.

 

Buna göre; 2006’da 528, 2007’de 473, 2008’de 577, 2009’da 652 kadın tecavüze uğrarken,

2006 yılında 489, 2007 yılında 540, 2008 yılında 589, 2009 yılında 624 cinsel taciz olayı yaşanmıştır.

 

2005–2010 yılları arasında, 100 binin üzerinde kadın cinsel saldırı sonucunda mağdur olmuştur. Mağdur kadınların yüzde 40’ı hiç şikâyetçi olmamıştır. Kadınların korktukları için şikâyetçi olamadıkları da istatistiklere geçen bilgiler arasındadır. Şikâyetçi olmayan mağdur kadınların oranını yüzde 40 olarak tahmin ediliyor ki, bu oranı göz önüne alırsak yukarıda ki (TÜİK.)     istatistiksel verilerinin ancak gerçeğin yarısını ortaya koyduğunu göstermektedir.

 

Ocak 2009’da yayımlanan Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet Raporunda ise; en yüksek şiddet oranının Kuzeydoğu Anadolu ve Orta Anadolu’da olduğu belirtilmiştir. Evli kadınların yüzde 15’i eşinin cinsel şiddetine maruz kaldığı raporda yer almaktadır. En düşük oran yüzde 9 ile Marmara’da, en yüksek oran ise % 29 ile Kuzeydoğu Anadolu’da. Fiziksel şiddet yaşayan kadınların oranı % 42’i olup en sık 40–59 yaş grubu şiddete maruz kaldığı da raporda belirtilmiştir. İlkokul düzeyinde eğitimi olan kadınlarda şiddete maruz kalma oranı % 56 iken, lise mezunu-üniversite eğitimli olanlarda bu oran % 32’i civarındadır.

 

Her tür istismarı % 35 ile kadının kendi istemi dışında oluşmuş ekonomik ve sosyal yoksunluk, % 8 ile evlilik dışı hamilelik ya da çocuk sahibi olma nedeniyle ailesi tarafından kabul edilmeme, % 3 ile istenmeyen evliliklere zorlanma ve % 1 ile cezaevinden yeni çıkmış olup yardım ve desteğe gereksinim duyma izledi. Kadınları istismar edenlerin % 83'ünü kocalar oluşturdu.

 

Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü tarafından yaptırılan 1994 tarihli Aile İçi Şiddetin Sebepleri ve Sonuçları isimli araştırmaya göre de; şiddetin Türkiye'de aile içinde çok yaygın olduğu belirtilmektedir. Ailelerin yüzde 34'ünde fiziksel şiddete, yüzde 53'ünde ise sözlü şiddete rastlanılıyor. Araştırmaya göre çocuklara yönelik fiziksel şiddete rastlanma oranı da yüzde 46 düzeyindedir.

 

***

Tecavüz olaylarına baktığımızdaysa; kadınların temel sorunlarından biri olan tecavüz olaylarının sadece Türkiye’de değil dünya kadınlarının temel sorunlarından bir tanesi olduğu görülmektedir. Bosna Hersek, Ruanda, Cezayir gibi ülkelerde tecavüz, tüm dünyanın gözü önünde bir savaş silahı olarak kullanılmıştır. Dünyada yaklaşık 9 milyon fahişe olduğu tahmin edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre ABD’de ki kadınların % 20 si, Avrupa’dakilerin % 40 ı, az gelişmiş ülkelerdekilerin % 50 sine yakını aile içi şiddete maruz kalmaktadır. Bu rakam Türkiye’de ise % 58 civarındadır. (2010 yılı)    

 

***

 

TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu)     verilerine göre, 10 yıl önce Türkiye’de 15 ve yukarı yaşta 22 milyon 849 bin kadın bulunuyordu. İstihdam edilen ve işsizlerin toplamı anlamına gelen kadın işgücü 1999 yılında 6 milyon 853 bin kişiydi. 2009 yılının Kasım ayı itibarıyla 15 ve yukarı yaştaki kadın sayısı 3 milyon 468 bin kişi artarak, 26 milyon 317 bine ulaşırken, buna karşın 1999 yılında 6 milyon 853 bin olan kadın işgücü sayısı 2 bin kişi azalarak, 2009′ da 6 milyon 851 bin kişiye gerilediği görülmektedir. Buna göre 1999 yılında kadınlarda % 30 olan işgücüne katılma oranı 4 puan azalışla 2009 sonunda yüzde 26′ ya inmiştir.

 

Kadınlarda işgücüne dâhil olmama nedenlerinin başında ev işleriyle meşgul olmak geldi. Bu nedenle çalışma yaşamının dışında kalan ev kadınlarının sayısı 2009 yılında 12 milyon 101 bin kişi oldu.” (haberler.com)    

İSMMMO'nın (İstanbul Serbest Muhasebeciler ve Mali Müşavirler Odası)     raporundan yukarıya alınan bölüm oldukça düşündürücü rakamları ve açıklamaları içermektedir. Şöyle ki; ILO, EUROSTAT ve TÜİK verilerinden (ilo.org)     Dünya genelinde % 74,3 erkeğe karşılık % 49,1 kadın istihdam edilirken, Türkiye’deki oran % 64,3 e karşılık % 22,2 olarak bildirilmektedir. Dünya genelinde ve yaklaşık olarak her iki cinsin sayısal eşitliği dikkate alındığında kadının istihdam edilme oranı Dünya genelinde % 50 iken Türkiye’de bu oran %25’ e kadar gerileme eğilimi taşımaktadır.

 

***

Yine TÜİK verilerine baktığımızda, 2002 den sonra Türkiye’de boşanmaların % 24 arttığı görülmektedir. Geçen sene 114.162 aile dağıldı. Aynı süre içinde evliliklerdeki artış yalnızca % 16. Yani nüfus artışına yakın bir artış. 2010 yılındaysa daha önceki artışın üzerine % 5,7 daha fazla boşanma görünüyor.

 

TÜİK verileri, hane halkı ve muhtarlık verilerine dayanmaktadır. Bu sebeple isabetli göstergeler değildir. Çünkü boşanmayla sonuçlanan davaların bir bölümü muhtarlıktaki verilere yansımadığından dolayı sağlam verileri sunmamaktadır. En sağlam veriler Adalet Bakanlığı verileridir. Adalet Bakanlığı’nın verilerine baktığımız zaman ise daha isabetli ve korkunç sonuçları görmekteyiz. TÜİK verilerine göre 2008 yılında 99.663 aile dağılmış. Adalet Bakanlığı’na göre ise 2008 yılında 166.389 aile yok olmuş.

İntihar istatistikleri ise gerçekten daha düşündürücü ve ürkütücü sonuçları ortaya koymaktadır. TÜİK verilerine göre son sekiz yılda tüm Türkiye’de intihar olayları % 52 artmış. Etnik, sınıfsal ve toplumsal cinsiyet ayrımcılığının daha sert yaşandığı Güneydoğu’da intihar olayları % 88 artarak Türkiye intiharda artış rekorunu kırdı.

 

Ege’de boşanma artışı % 20, Doğu Anadolu’da % 36, Güneydoğu Anadolu’da % 40. Oysaki dünyanın birçok ülkesinde boşanma yönündeki eğilim 2000’den sonra tersine dönmüştür. ABD ve Kanada’da boşanmaların son on yıldır azaldığı gözlenmektedir. (Radikal yazarı Koray Çalışkan)    

 

***

 

Yukarıda ki veriler Türkiye’deki acı gerçekleri tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. Kadın sorununa erkek egemen zihniyeti yaklaşımıyla kadın sorunları çözülemez.

 

Sorunun çözülebilmesi için; kadın sığınma evlerinin sayısının artırılması ve sığınma evlerinin ekonomik yönden desteklemesi, kadınları öldüren erkeklere uygulanan haksız tahrik indiriminin kaldırılması,(şiddete uğrayan kadınlar jandarma, karakol, adliye kapılarından aile meselesi denilerek geri çevrilmektedir.)     cezai müeyyidelerin suçun niteliğine göre artırılarak en hızlı şekilde kesin olarak uygulanması, şiddet tehlikesi altında ki kadını koruyucu güvenlik tedbirlerinin alınması, can güvenliği nedeniyle gerekiyorsa kent, kimlik, barınma yerlerinin değiştirilmesi ve geçinme sorununun çözülmesi, çocuklarının eğitimine devam etmesinin sağlanması… gibi somut tedbirlerle kadına yönelik şiddet olaylarında azalma sağlanabilir.

 

Kötü yönetilen bir ülkede iktidar, ailenin önemi üzerinden siyaset yaparken aileler hiç olmadığı kadar hızlı bir biçimde dağılmaktadır. Ülke yöneticilerinin iddia ettiklerinin tam aksine de kadına yönelik şiddet olaylarında azalma değil artış yaşandığı yukarıda ki verilerden de anlaşılmaktadır.

 

Dinçer Demirel

08.03.2011

Yorum Yaz